Yaklaşık on gündür Antalya’dan uzakta; Bodrum’da, büyük ailemin çok sevdiğim parçalarıyla bir aradaydım. Bugün aslında sizlere bu kısa tatilde karşılaştığım insan hikâyelerinden, yaptığım gözlemlerden ve şehirlerin ruhunu oluşturan o küçük ama anlamlı ayrıntılardan bahsetmeyi planlıyordum. Ancak tam da yazımı kaleme almak üzereyken aldığım bir haber, gündemi benim için bir anda değiştirdi.
Öyle bir haberdi ki; mutluluk, heyecan ve gururu aynı anda hissettirdi.
Bazen bir ödül, yalnızca bir projenin başarısını değil; bir fikrin, bir inancın, ortak bir emeğin ve birlikte üretme kültürünün de karşılığını temsil eder.
İşte bugün sizlerle paylaşmak istediğim konu da tam olarak böyle bir başarı hikâyesi...
İtiraf etmeliyim ki, yıllardır halkla ilişkiler mesleğinin içinde olan biri olarak ödüllere her zaman aynı gözle bakmadım. Bazıları yalnızca bir vitrindir; birkaç gün konuşulur, sonra unutulur. Bazıları ise geriye dönüp baktığınızda “İşte buna değmiş.” dedirtir. Çünkü o ödül, bir gecede değil; aylarca, hatta yıllarca verilen emeğin sessiz tanığıdır.
Antalya Markaları Kongresi’nin IPRA Golden World Awards’ta birincilik kazanması da benim için tam olarak böyle bir anlam taşıyor.
Bu başarıyı sadece “Uluslararası bir ödül aldık” cümlesiyle anlatmak mümkün değil. Çünkü bu hikâye bir kongreyle başlamadı. Bu hikâye, Antalya’nın anlatacak çok güçlü hikâyeleri olduğuna inanan insanların bir araya gelmesiyle başladı.
Biz çoğu zaman yaşadığımız şehrin değerlerini en son fark edenler oluyoruz. Dünyanın dört bir yanından milyonlarca insan Antalya’ya hayranlıkla gelirken biz bazen bu kentin üreten insanlarını, girişimcilerini, markalarını, kültürünü ve birikimini yeterince konuşmuyoruz. Oysa bir şehrin marka değeri yalnızca doğal güzellikleriyle oluşmuyor; o şehirde yaşayan insanların ürettikleriyle, birbirlerine ilham vermeleriyle ve ortak bir gelecek hayali kurabilmeleriyle güçleniyor.
Antalya Markaları Kongresi’nin çıkış noktası da tam olarak buydu.
Fakat beni en çok heyecanlandıran tarafı başka oldu…
Konuşmacılarımız yalnızca deneyimlerini paylaşmak için sahneye çıkmadılar. Anlattıkları her başarı hikâyesi, genç bir iletişim fakültesi öğrencisinin eğitimine de umut oldu. Bugün Türk Eğitim Vakfı Antalya Şube - Antalya Halkla İlişkiler Derneği Eğitim Fonu sayesinde verilen her bursun arkasında, paylaşmanın dönüştürücü gücü var.
Belki de IPRA jürisinin gördüğü de tam olarak buydu.
Çünkü iletişim artık yalnızca görünür olmak değil. İletişim, dokunabilmek... İnsanların hayatında küçük de olsa bir iz bırakabilmek... Anlatılan bir hikâyeyi gerçek bir faydaya dönüştürebilmek…
Sanırım bu yüzden bu ödül beni bu kadar mutlu etti.
Çünkü bu kez kazanan yalnızca bir proje değil; Antalya oldu.
Şehrimizin adı, dünyanın en saygın iletişim platformlarından birinde anıldı. Antalya’nın yalnızca deniziyle, güneşiyle ya da turizmiyle değil; fikir üreten insanlarıyla, sosyal sorumluluk anlayışıyla ve geleceğe yatırım yapan projeleriyle de konuşulabileceğini göstermiş olduk.
Bunun devamı gelir mi?
Bence gelmeli.
Çünkü şehirlerin de insanlar gibi iyi hikâyelere ihtiyacı var. O hikâyeleri anlatacak insanlara, onları destekleyecek kurumlara ve birlikte üretmeye inanan gönüllülere de...
Antalya Halkla İlişkiler Derneği olarak biz de tam bu yüzden çalışmaya devam edeceğiz.
Yerelden doğan bir fikrin dünyada karşılık bulabileceğini gördük.
Şimdi sıra, bu hikâyeye yenilerini eklemekte...
Hoş kalın…
Yorumlar
Kalan Karakter: