Mayıs geceleri başka olur…
Hava sadece ılık değil, anlam yüklüdür. Toprak susmaz, gökyüzü sessiz kalmaz. İnsan, kendini hem yerde hem gökte hisseder.
5-6 Mayıs gecesi… Hıdırellez.
Kadim bir hatırlayışın zamanı. İnsanlar dileklerini toprağa bırakırken aslında evrene değil, kendi içlerine seslenirler. Çünkü her dilek, önce insanın içinde doğar.
Bir kağıda yazılan birkaç kelime değildir o;
Bir özlemdir, bir eksikliktir, bazen de henüz cesaret edilememiş bir hayalin ilk adımıdır.
Toprak o gece sır tutar.
Dilekleri saklar, acele etmez. Çünkü bilir: Her şeyin bir zamanı vardır.
Ve sonra…
Gökyüzü devreye girer.
16-18 Mayıs… Venüs Boğa’da.
Aşkın, değerin ve sahip olmanın gezegeni; sabrın ve kalıcılığın burcunda yürür. Bu bir tesadüf değildir. Gökyüzü, toprağa bırakılan niyetleri unutmamıştır.
Venüs fısıldar:
“Ne istiyorsan, ona değer ver. Değer verdiğini büyüt.”
Boğa öğretir:
“Acele etme. Gerçek olan kök salar.”
İşte o an insan anlar; dilek dilemek başlangıçtır ama yeterli değildir. Çünkü her dilek, bir sorumluluk ister. Her niyet, bir emek çağrısıdır.
Hıdırellez gecesi umut ekenler,
Venüs’ün Boğa’daki ışığında şunu fark eder:
Hayat, sadece isteyenlere değil, sahip çıkanlara açılır.
Belki de bu yüzden Mayıs, bir köprüdür.
Kalp ile gerçeklik arasında…
Hayal ile madde arasında…
Ve insan, o köprüden geçerken şunu öğrenir:
Dilekler gökyüzüne değil, insanın kendi derinliğine emanet edilir.
Gökyüzü ise sadece doğru zamanı geldiğinde onları hatırlatır.
Yorumlar
Kalan Karakter: