Bazı insanlar vardır; çevresindeki herkesin ne hissettiğini anında fark eder. Kim üzgün, kim kırgın, kim desteğe ihtiyaç duyuyor… Onlar için bu neredeyse otomatik bir süreçtir. Çoğu zaman bu bir görünmeyen özellik gibi görünür: ilgili olmak, düşünceli olmak, fedakâr olmak. Ama sürekli başkalarına yönelmiş bir dikkat, zamanla kişinin kendisinden uzaklaşmasına neden olabilir.
Peki insan kendini neden görmezden gelir?
Bazı insanlar için başkalarının ihtiyaçları her zaman önceliklidir.
Birinin üzgün olması, kendi yorgunluğundan daha önemli hale gelir. Birinin beklentisi, kendi sınırlarının önüne geçer.
Bu durum zamanla içsel bir alışkanlığa dönüşür:
Kendini en sona koymak.
Sorun şu ki, insan kendi ihtiyaçlarını uzun süre görmezden geldiğinde, bunu artık fark etmemeye başlar.
“Ben kimim?” sorusunun cevabı bazen şuna indirgenir:
“Ben çalışmak zorundayım.”
“Ben herkes için güçlü olmalıyım.” Bu noktada kişi, kimliğini görevleriyle tanımlar. Dinlenmek, geri çekilmek ya da “yeter” demek ise sanki bir zayıflık gibi algılanır. Oysa insan, yaptığı şeylerden ibaret değildir.
Nazik olmak sağlıklıdır. Empati kurmak değerlidir.
Ama her duygunun bir yeri vardır—öfkenin de.
Öfke çoğu zaman bir sınır ihlalinin işaretidir.
Fakat bazı insanlar için öfkelenmek “yanlış”tır. Bu yüzden öfke bastırılır, yok sayılır, içeriye yönelir. Dışarıdan bakıldığında her şey yolunda görünür.
İçeride ise birikim artar.
Bu davranışların altında genellikle iki derin inanç bulunur:
“Başkalarının ne hissettiğinden ben sorumluyum.”
“Kimseyi hayal kırıklığına uğratmamalıyım.” Bu inançlar çoğu zaman erken yaşlarda, ilişkiler içinde öğrenilir. Ve yetişkinlikte de sorgulanmadan devam eder.
Oysa gerçek şu ki:
Hiç kimse, başka bir yetişkinin duygularından sorumlu değildir. Değişim büyük adımlarla değil, farkındalıkla başlar: Kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi öğrenmek “Hayır” demenin bir hak olduğunu kabul etmek
Öfkeyi bastırmak yerine sağlıklı şekilde ifade etmek
Herkesi memnun etmenin mümkün olmadığını görmek. Bu, başkalarını önemsemekten vazgeçmek değildir.
Bu, kendini de o denkleme dahil etmektir.
Başkaları için yaşamak değerli olabilir. Ama insan kendi hayatında yoksa, bu denge sürdürülebilir değildir.
Bazen en zor ama en gerekli adım şudur:
“Kendine de en az başkaları kadar yer açmak.”
Yorumlar
Kalan Karakter: