İnsan bu dünyaya çıplak gelir; ne serveti vardır, ne makamı, ne de unvanı. Aynı şekilde ayrılırken de bunların hiçbirini yanında götüremez. Güçsüz doğar, güçsüz ayrılır. Para, şöhret ve iktidar yalnızca bu dünyanın geçici emanetleridir.
Öyleyse neden bu kadar hırs? Neden bu kadar kıskançlık, nefret, kin ve bencillik? Neden insanlar birbirlerini ezmeye, ülkeler birbirleriyle savaşmaya devam ediyor? Bir insanın ya da bir liderin gerçek büyüklüğü, sahip olduğu güçte değil; o gücü insanlığın yararına nasıl kullandığındadır.
Bugün dünyada milyonlarca insan açlıkla, yoksullukla, hastalıklarla ve savaşlarla mücadele ediyor. Oysa insanlık, sahip olduğu bilgi, teknoloji ve imkânlarla bu sorunların büyük bir kısmını birlikte çözebilecek güçtedir. Buna rağmen kaynaklar çoğu zaman silahlara, çatışmalara ve üstünlük yarışına harcanıyor.
Barış, zayıflık değil; en büyük cesarettir. Birlikte üretmek, birlikte paylaşmak ve birlikte yaşamak, savaşmaktan çok daha değerlidir. Gerçek liderlik, korku yaymak değil; umut vermektir. Gerçek başarı, daha fazla toprak kazanmak değil; daha fazla insanın hayatına dokunabilmektir.
Belki de insanlığın en çok ihtiyaç duyduğu şey, dünyayı yönetmek isteyen liderler değil; dünyaya hizmet etmeyi amaçlayan liderlerdir. Çünkü günün sonunda geriye kalan ne servet ne de iktidardır. Geriye yalnızca iyiliklerimiz, vicdanımız ve ardımızda bıraktığımız iz kalır.
Dünya hepimize yetecek kadar büyük; yeter ki onu paylaşacak kadar bilge, koruyacak kadar vicdanlı ve barışı seçecek kadar cesur olalım.
Yorumlar
Kalan Karakter: