Hürses Gazetesi’nin geleneksel hale getirdiği “Salı Sohbetleri”nin 68’nci hafta konuğu Seyahat Acentaları Yöneticileri Derneği (SAYD) Başkanı Sefa Altınay oldu. Altınay ile turizmde yaşanan krizlerin nedenini, devlet teşviki ile çözüm önerilerini konuştuk.
Turizm sektörü olarak olarak nasılsınız?
Genel bir cevap vereyim. Sektör olarak ideal bir yaza giriş yapmayacağız kuvvetle muhtemel. Sektör olarak sıkıntılıyız. Tabi bunu biraz kırılmalarına bakmak gerekiyor. Bu çok genel bir tabir olur çünkü. Muhtemelen yılsonunda Devlet İstatistik Kurumu’nun açıklayacağı rakamlarda bu sorunun cevabı 3-5 satırla özet geçecek. Turist sayısı Türkiye’de şu oranda düştü, arttı. Avrupalı, Rus şu kadar arttı. İşte şu pazarlardan şu kadar kişi geldi. Kişi başı harcama şu oldu. Turizm gelirleri şu kadar oldu diyecekler. Bu nihai cevap bugünden turizmin geçtiğimiz yılda çok farklı değildi. 2014 yılıyla kıyaslayacak olursak bu aslında doğru değil. Hep bir yıllı kıyaslayabilirsiniz. 1988 ile kıyaslarsak iyi surumdayız 2014 ile kıyaslarsak kötü durumdayız. Bu sezon sıkıntılı bir yaz sezonu bekliyor bütün Güney Sahilleri.
‘TURİZM SEZONU NİSAN DEĞİL KASIM’DA AÇILIR’
Peki, sezonun geç açılması, referandum sürecinin yaşanması, yaşanan sıkıntının üzerine de bir eksi olarak değerlendiriyor musunuz?
Sezon ne zaman açılıyordu da şimdi geç açıldı? Profesyonel olarak sorunuza eklemeler yaparak daha geniş cevap vereyim. Bildiğiniz üzere sektörde turizmle alakalı pek çok kurum, kuruluş ve STK var. Bunların bir kısmı yatırımcıları barındırıyor. Bir kısmı da işi yöneten profesyonellerin oluşturduğu STK’lar var. Her işte olduğu gibi turizmde de öncelikle problemleri çalışanlar, yöneticiler ve profesyoneller alıyor. Yoğuruyor ve değerlendiriyor. Bir üst kuruma, yönetim kuruluna raporluyor. O anlamda sektörde en ufak bir kıpırdanmayı ilk önce sektörün profesyonelleri yorumluyor. Sezon 15 Nisan’da açılırdı doğru. Fakat geliştirmek gerekir. Bana göre sezon 1 Kasım’da açılıyor. Sezonu biz ‘yaz ve kış’ diye ikiye ayırıyoruz. Şimdi yaz aylarını turizm sezonu olarak görür isek tüm kış operasyonlarını bir kenara bırakmış oluruz ki, asıl sancı, ciddi kayıp kış operasyonlarında yaşanıyor. Bildiğiniz üzere Avrupa’da kataloglar 1 Kasım itibariyle tek tek piyasaya çıkar. 1 Kasım’dan sonra bu kataloglar dağıtılır. Bizim mükerrer müşteri dediğimiz, 10 defa 20 defa X otele gelen müşteriler o katalogları bekler. Oysaki sezon hiç bitmiyor Antalya’da ki son dönemlerin turizm politikalarında hep turizmi 12 aya yaymak, deniz, kum, güneşin ötesinde bir turizm sağlamak için ciddi çalışmalar var. Ne kadar hedefine ulaşıldı bu çalışmalar tabi o da yarı bir tartışma konusu. Bana göre daha yolun başında bu çalışmalar.
SPOR TURİZMİNDE DÜŞÜŞ SERT OLDU
Değişik alternatif turizm çeşitliliğinde durum nedir?
Antalya’ya 1500’e yakın spor kulübü gelirdi. Benimde üyeSİ olduğumu Spor Turizmi Birliği var. Yakın dönemde Hestourex Fuarı gerçekleştirildi. Başta herkes eleştirel yaklaştı. ‘Çok suni, zorlama, oluşturma, devletin zorlaması ile yapılan bir fuar’ diye çok yorumlar geldi. 2 bin 500’e yakın profesyonel geldi. Görüşmeler yapıldı. Her ne kadar zorlama bir fuar olsa da amacına ulaştı. İkincisini de bu kıvamda yaparsak bu Antalya için çok önemli bir turizm fuarı olarak yer alır sektörde. Son zamanlarda bu 1500 spor kulübü takım sayıları birkaç yüze düştü. Bu ne açıdan önemli? Hestourex Fuarı’nın çıkışında Belek’teki bir otelin genel müdürü ile tesadüfe karşılaştık. ‘Fuarı nasıl buldun? Bu kış nasıl geçti futbol takımları açısından?’ dedim. Futbol takımları zaten toplam ciromuzun yüzde 3’ü. O anlamda olmadığı zaman ‘keşke olsa diyoruz ama olmadığından da bizi çok etkilemiyor’ deniyor. Ama bu ticaretin birtakım başka etkileri de var. Hep ‘turizm’ diyoruz ama. Bu yorumların tamamı ticari yorumlar. Turizmin çok ciddi anlamda başka etkileri var. Benim şirketim ve pek çok farklı şirket alternatif turizm yapıyoruz. Doğa yürüyüşleri, lezzet turları, dini turlar, futbol, golf vs. Ben 7 - 8 senedir alternatif turizm yapmıyorum. Benim sezonum Eylül’de başlıyor Mayıs’ta bitiyor. Benzer birçok şirkette sayabilirim size. O kadar farklı dinamikleri var ki turizmin.
Bunlar krizden dolayı oluşmuş alanlar değil mi?
Bunlar tercih olarak ortaya çıktı. Çok uzun yıllar akıllıca planlanarak ortaya çıkan şeyler. Tamamı müteşebbislerin yüzde yüz sermayesi ve emeğiyle, herhangi bir devlet desteği olmadan çıkan sektörler bunlar.
Birkaç yüz futbol takımı gelmeye başladı. 1400 takım, 1500 takım ne yapar? Bir takım 30 kişi gelir. Bu da 1500 takımdan 45 bin kişi eder. Emin olun iyi sezonda hafta sonu büyük tur operatörü zaten 45 bin kişi havalimanına indiriyor. Eğer turisti pax olarak değerlendireceksek farklı etkenleri var. ‘Turizm nasıl gidiyor?’ sorusunun çok derin cevaplarından biri de burada yatıyor. Bu takımlar gelmedi, gelmesin. Fakat bu takımlar geldiği zaman her takım 30 kişi geliyorsa bile o takımın 500 bin tarafı var. Takım yedi gün burada olduğu sürece taraftarda ülkesinde taraftarı olduğu takımının Antalya kampını takip ediyor. Her takım yanında kendi basın sorumlusunu getiriyor. Ki Avrupa’da bu bir tık daha iyi. Sosyal medya inanılmaz bir şey. Youtube kanalları var ve antrenmanları yayınlıyorlar, futbolcularla konuşuyorlar. Futbolcu ‘burası ne kadar güzel’ diyor. 30 kişi buraya 50 bin dolar bırakır. Ama 30 kişiyi takip eden 500 bin taraftarın takımının nerede kampta olduğu çok önemli Bunun çarpanla etkisi var. Avrupa’nın en önemli takımlarını hiç saymıyorum bile. Hoş bize bu takımlar gelmiyor. Nedeni ise Körfez ülkelerinin, Arap Emirlikleri’nin çok akıllıca bir politikayla sponsorluk verip bu takımları ücretsiz getirmeleri. Bayern Münih Katar’da kamp yapıyor. Eurosport, naklen yayınlıyor. İnanılmaz bir reklam oluyor. Biz yapamıyoruz. Biz hala futbolu endüstri ve sektör olarak kabul etmedik ki. İşin içine para girmeye başladıktan sonra sporun önemini anladık. Avrupalı bunu 50 yıldır biliyor zaten işin içinde para oluğunu. Körfez’deki Arap’ta biliyor bunu. Çünkü Arap’a akıl veren çok ciddi şirketler, danışmanlar var. Şirketlerin tamamı yabancı firmalar. Çalışanlar Uzak Doğulu, yöneticilerin tamamı da Batı’dan geliyor. O takımlar o yüzden buraya gelmiyor. Keşke gelseler. Hestourex’de de bunu ifade etmeye çalıştık. Yapılacak şeyler, bu takımları buraya getirmemiz. Bu aralar bu biraz zor ama bu takımları gelip burada turnuva yapması gerekiyor. Çünkü o sektör o hafta buraya kitleniyor. Bundan daha iyi bir reklam olamaz. İşin futbol ayağı bu. Golf turizmi ile de yapılabilecek pek çok şey yapılıyor aslında. THY sponsorluğunda dünyanın en önemli golf organizasyonları burada yapılıyor. Ancak kentle bütünleşilemiyor. Kültür turizminde ise bizim Türkiye’ye getirdiğimiz turistleri biz Antalya’da karşılıyoruz. Ertesi gün Konya’ya giderler orada konaklarlar. Ya da başka yere giderler. Bu güzergâh üzerinde biz son 15, 20 yıl içinde ne yaptık? Otobüs mola verecek. İnsanların ihtiyaçları var. Akseki’nin girişinde Ömer Duruk Tesisleri vardır. O tesisler ne haldeydi? Ben ve birçok arkadaşımız oraya gide gele ‘ya bu tuvaleti temiz tut, köpük koy vs’ telkinlerde bulunduk. Bugün turist otobüslerinin mola verdiği yerlerde durun yemek yiyin, ihtiyacınızı karşılayın her şey tertemizdir. 20 yıl içinde bu tür mola yerlerine Avrupalıyı götüre götüre orada bir kültür oluşturuldu. Hijyen çok göreceli bir kavram ama bir kriter kondu. Avrupalının hijyen, kalite, hizmet anlayışı her neyse bizler oralara taşıdık. İnsanlarda artık toprakla meşgulse turiste merhaba demeden önce bir elini yıkıyor. Üstüne başına bakıyor. Öyle çıkıyor müşterisinin karşısına. İnsanlar yabancı dil öğrenmeye başlıyor. Şimdi gidin Van Kalesi’nde küçük çocuklar bilerek veya bilmeyerek İngilizce, Almanca olarak size bir saatte bütün kaleyi gezdirirler. Avanos’a gidin ırmak kenarında bir teyze bez bebek satıyordur ama yabancı dil biliyordur. Bu da turizmin diğer yansımasıdır. Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
KÜLTÜR TURİZMİNDE GELEN TURİST SAYISI YÜZDE 10’LARA DÜŞTÜ
Şimdi kış aylarında 1 Kasım, 1 Mayıs arasında 400 binin üzerinde kültür turisti gelirdi Türkiye’ye. Bu sayılar 2014 verileri. Benim pazardan edindiğim sayılar bunlar. Bu sayı bu sene 40 bine falan düştü. Bu turist çok değerli müşteri. ‘U’ turist Hacıbektaş’a gidiyor, Kapadokya’ya gidiyor. Her yeri görüyor. ‘X’ bir otelde bir hafta havuz başında yatan animasyon programlarını izleyen, gün boyunca biraz içen, açık büfeden istediğini alan ve bir hafta sonra giden turistle 10 gün boyunca sizin benim dahi gitmediğimiz, Anadolu’nun ücra köşelerine giden, Anadolu’ya dokunan da turist. Bunlardan ikisi de döndü diyelim ülkesine. Komşusu sordu ‘Türkiye nasıl?’ diye. Birincisi ‘süper, her içki vardı. Sabahtan akşama kadar içtik, bedava dondurma vardı çocuklara, şiş kebap yedik, hava güzeldi’ falan diye anlatıyor. Öbür turiste ise ‘Türkiye nasıldı?’ diye sorulduğu zaman, Mevlana’yı, İslam’ı, yorgancıları, çanakçıları anlatmaya başlıyor. Geliyorlar bunlar bir hafta, 10 gün bizim elimizde. Biz onları nasıl doldurursak öyle. İnsanların doğası gereği kendisini boşaltma gereği hissediyor. Konuşmadan durabilir misiniz? Tatilden dönmüşsünüz illa ki o fotoğrafları gösterecekseniz. İlla bir anlatacaksınız.
Bir güvenlik sorunu yaşadığımızda havuz başındaki turistle, kültür turisti aynı oranda mı etkileniyor?
Bunlar trene en son binerler trenden en önce inerler. O yüzden ilmik ilmik örülmüş bir sayıydı o 400 bin kültür turisti. Burada da çok büyük sıkıntı var. Kültür turizminde, lezzet turizminde yaşayanlar var. Gurme turları var. Bahçecilik turları var. Dini turlar var. Buraya gelirler. Ciddi şekilde para harcarlar. Yarı hacı olurlar. Bunlar yok şu an.
Niye kaybettik peki bunları? Güven sorunundan mı?
Ben güven sorunu olduğunu düşünmüyorum. Ben artık güvenliğin 1. derece bir etken olduğunu düşünmüyorum. Benim kişisel yorumum bu. Tabi ki güvenlik esas. Bilinç altında yaptığımız her hamlede güvenlik muhakkak var ama bu algı sürekli değişiyor. Bu seneki güvenlik algısı ile geçen seneki algı bir değil. Güvenlik evet Türkiye için ciddi bir handikaptı turizm adına. O zaman güvenlik bizim buralarda Doğu Akdeniz’de, Yakın Doğu’da yaşanan bir strestti Avrupalılar için. Ama Paris yine patladı. Brüksel patladı. Berlin’de Noel Çarşısı’na kamyonla girdiler. Şimdi Avrupalı biliyor ki burada da güvenlik sorunu var, orada da var. Her yerde başına bir şeylerin gelebileceğini ya da gelmeyebileceğini düşünüyor. Bu durum kötü bir şey ama insanlar buna alıştırıldı.
TURİZMDE Kİ KRİZ, SORUNU ORTA DOĞU SORUNU İLE GELDİ
Biz nerede hata yaptık o zaman?
Biz hata yapmadık aslında. Bazı sorunlar çıkar ama suçlusu yoktur. Bizde ki de öyle bir şey. Sorun güvenlik değil şu an tamamen siyasi bir mesele. Bizim kriz diye addettiğimiz konu siyasi bir konu. Bizim bu sorunları konuşmamıza neden olan şey, bizim şanssızlığımız. Orta Doğu’da yeniden kartların karılıyor olması. Orta Doğu’yla ilgili belli güçlerin böyle bir tasarrufu olmasaydı, ‘Afrika Baharı’ dendi. Afrika Baharı, Orta Doğu’ya sirayet etti. Bu olaylar olmasaydı yine İran, Irak kendi bütünlüğüyle iyi kötü hayatlarını devam ediyor olsaydı bu problemler olmazdı. Bu sorunların nedeninin oradan geldiğini hepimiz biliyoruz. Orada çarşı karıştı. Çarşıda bizim kapımızın önü. Burada eğer Türkiye, yakın tarihte birkaç kez olduğu gibi bu duruma çok müdahil olmasaydı, söyleneni yapsaydı, etliye sütlüye karışmasaydı biz daha az problemi konuşur olurduk. Ama Türkiye bu sefer farklı davrandığı için, defans yaptığı için, ‘yok arkadaş burada bir oyun oynanıyor ben bu oyunu bozarım, bu masaya otururum’ demeseydi yine sıkıntı çıkmazdı. O zamanda turizmcinin konuşacağı kalmıyor açıkçası. Evet, ‘mesele vatansa gerisi teferruattır.’ Bende turizmciyim, benimde çok canım yanıyor. Ama gelecek adına bir şeyler yapılırken, ‘bu sene zarar edebiliriz, seneye de kazanmayabiliriz’ öncelik sırası muhakkak var. Şimdi tam kestiremediğimiz bu coğrafyada olan biten şeyler böyle sonuçlanırsa bizi nasıl etkiler? Almanya’nın en önemli ekonomi dergilerinden Focus’da bağımsız bir kuruluşa anket yaptırmışlar. Halkın yüzde 84’ü ‘ben Türkiye’ye gitmem’ diyor. Sana ne oldu? Geçen sene Türkiye’ye geliyordun. Buraya gelen bir Alman turistle karşılaştık. ‘Ne güzel’ dedi. ‘Yarın ülkeme dönüyorum ama’ dedi. İyi dedim herkese anlatırsın gittiğinde. ‘Anlatamam’ dedi. Avrupa’da da mahalle baskısı oluşmuş durumda. Alman turist ‘Bende Mısır’a gittiğimi söyleyeceğim’ dedi. Türkiye’ye gittiğini söylemekten çekiniyor. Bugün oradaki herhangi bir gazeteyi açın muhakkak ilk sayfa da Türkiye ile ilgili yorumlar var. Tamamında Cumhurbaşkanımız manşet. Olabilecek en kötü pozu koymuşlar. Siz bunu okuyun okumayın bu resmi gördüğünüz zaman bir kanaat oluşuyor. Avrupa’da haksız bir şekilde bir fobi oluşmuş vaziyette. Buradaki otelin nasıl olduğunu, Antalya’ya ulaşımın ne kadar kolay olduğunu bütün Avrupalı biliyor. Bizimde vardır öyle takıntılarımız. Görüşünüz ne olursa olsun HDP bir miting yapsa, ‘bu adam ne diyor’ diye dinlemeyi bir düşünürsünüz. ‘Acaba beni onlardan mı zannederler, ben uzaktan takip edeyim’ gibi. İnsanlar Türkiye’ye gelmekle ilgili – ki be gönülden buraya gelmek istediklerini biliyorum. Çünkü daha iyi bir alternatif yok. Kalite endeksi olarak- fakat orada da mecraların ve basının oluşturmuş olduğu Türkiye taraftarlığı ve sempatizanlığı şu sıralar kötü algılanıyor. O yüzden insanlar buraya gelmek istemiyor.
Geçen yıl aynı zamanda daha fazla turizm konuşuluyordu. Uçak düştü, turizmle ilgili şunlar yapılacaktı vs. Antalya’nın gündemi en azından turizmdi. Bakanlar toplantı üstüne toplantı yapıyordu. ‘Kriz nasıl aşılır?’ diye kritikler yapılıyordu. Bu yıl yine aynı durumdayız ama bu sene turizmle ilgili daha mı az konuşuluyor?
Biz içeride turizmi hep konuşuyoruz. Bizim kendi içimizde turizmi konuşuyor olmamız önlem almakta yardımcı olabiliyor. Veya kendimizi toparlamamızda yardımcı olabiliyor. Fakat asıl konu bizim kendimizi müşterimize anlatabilmemiz. ‘Otel aynı otel, fiyat daha iyi, sen gelsene’ dememiz gerekiyor. Siyasetçiler siyaset yapacaktır işleri o. Kavga edebilirler, barışabilirler. Bizim bütün konuları birbirine bağlamamız gerekiyor. Turizmciler olarak söylemlerimizin içine siyaseti çok karıştırmamız gerekiyor. Özellikle şu dönem turizmde siyasetin karıştırılmasını pazarlama açısından bakıyorum, ‘siz haklıydınız biz haklıydık vs.’ diye. Bu bize bir şey kazandırmaz. Avrupa entelektüellerinin Türkiye’ye bakış açısı belli. Siz onu şuan çok zor kırarsınız. Burada yapılması gereken topluma, bildiği, çok sevdiği Antalya’yı daha fazla anlatmak sürekli önüne koymak, siyasi söylemlerden uzak durmak gerek. Çünkü ‘sen haklı, ben haklı’ya girdiğiniz zaman biz çok haklı çıkmadık hiçbir zaman. O yüzden o konuya girmemek gerekiyor. O siyasetçilerin işi. Bizim STK’lar ve turizmciler olarak hedef kitlemize doğru inputları atmamız gerekiyor. Bu sanattır, sinemadır tanıtımdır yapılmalı. Mesele çok güzle bir şey yapılıyor şu an. Sosyal medya fenomenleri şu an Antalya’da. Alex sadece selfie çekiyor. Bir selfiesi 15 milyon kişi tarafından beğeniliyor.
Avrupa’da da siyasetçi ile halk aslında iç içe değil, birbirinden kopuktur. Avrupa’da siyasetçi çok sevilmez. Böyle birine ‘sen fazla uyanıksın’ demek istenildiğinde ‘sen siyasetçisin’ denilir. Kelimenin negatif algısı vardır. Bu gibi olguları kullanarak bizim kendimizi doğru anlatmamız gerekiyor. Mesela mülteci politikasından biz haklıydık. Bizim sınırımız olan bir yerde kartlar yeniden karılırken bizim buna seyirci kalmamız mümkün değildi. İşte ‘biz aslında öyle değiliz’e, girdiğiniz zaman o konu başka yere gidiyor. O bir tartışma yaratıyor.
Ama çözüm üretmek için siyasetçiye ihtiyacınız var. Şu an hükümetin politikasına ihtiyacınız var. Çözüm önerisi ile ilgili çözüm odaklı bir dosya ve rapor üzerine siyasilerle görüşme olanağınız oldu mu? Çözüm noktasında siyasiler sizi dinliyor mu?
Ben Tarım Bakanı ile görüştüm. Ama bu bakan Alman Tarım Bakanı’ydı. EXPO 2016 Antalya’nın fuarın son günlerinde çok güzel bir Alman bahçesi vardı. Resepsiyonuna katılmak üzere Alman Tarım Bakanı geldi. Zannediyorum 100, 150 davetli vardı. Bahçe gezildi. Konuşmalar yapıldı. Alman Tarım Bakanı öncelikle kendi ekibine teşekkür etti. Oradan gelenlere de dedi ki, ‘ben dün geldim. Maalesef yarın devam edeceğim. Katılacağım bir Alman Milli günü resepsiyonu var. Yarında devam edecek. İsterdim ki burada kalayım. Bu güzel şehrin, havanın tadını çıkarayım. O yüzden aman ha sakın falan demeyin. Çünkü burada yaptığınız tatil zaten. Güzel bir şehirde, böyle güzel bir ortamda, hava da siz aslında tatil yapıyorsunuz’ dedi. Gülüştük. Milli Gün resepsiyonuna davetliydim. Arkadaşımızdan rica ettim. ‘Bakan beyle görüşmek istiyorum’ diye. Tanıştırdı beni. Dedim ki ‘Sayın bakan ne güzel şeyler söylediniz. Bizim bunları duymaya çok ihtiyacımız var. Bizden ziyade sizin toplumuzu7 bunları duymaya çok ihtiyacı var. İçeride resmi bölümde, basında var bunu tekrarlar mısınız?’ dedim. Alman Bakan, ‘bunların tamamı benim kişisel fikirlerim ama ben politikacıyım biliyorsunuz’ dedi ve tebessüm etti. İçeriye girdik ve sanki bunları söyleyen o değilmiş gibi. Hiç bunlar yaşanmamış gibi tamamı olumsuz bir sürü bir şey söyledi
‘Turizmci siyasetçiden umudunu kesti’ diyebilir miyiz o zaman?
O doğru olmaz. Biz hangi tezi ve raporu hazırlarsak hazırlayalım bunun bir yerlerde yer bulması gerekiyor. Bir politikaya dönüşmesi gerekiyor. Biz turizme dair 50 maddelik çözüm önerisi listesi yapsak bunu biz değiştiremeyiz ki. Sizin erke ihtiyacınız var. Bunun kanun, taslak bir şey olması gerekiyor ki uygulamaya geçsin. Biz hadi beyler gidiyoruz bu tanıtım böyle olmaz, başka bir şey yapacağız desek nasıl bir bütçeyle yola çıkabiliriz ki? O yüzden siyasetçiden ümide kestik değil tam aksine ümidini siyasetçiye bağladı. Netice itibariyle biz burada ne düşünürsek düşünelim çözüm Ankara’dır. Siyasetçiden ümidimizi kestik diyemeyiz. Aksine çok ihtiyacımız var. Onun yolu düzlemesi, kapıları açması, eksik bildiğimiz şeyler varsa bizi düzeltmeleri gerekiyor.
Yani siz bir kriz yarattınız bunu çözün demek mi lazım?
Siyasette sorunun karşılığı çözüm değildir her zaman. Kıbrıs’ın nasıl çözüleceğini bilmiyor mu? Belli şeylerin çok uzun süreler tartışılması, problem olarak gündemde kalması, süreçlerin uzaması da bir tercih olabilir. Avrupa tarafından da bizim tarafımızdan da. Bir oyun oynanıyor ise eğer coğrafyamızda, ben Condoleezza Rice’ın bir açılamasını hatırlıyorum. 10 yıl demişti Suriye’deki olayların rahatlamasına. O zaman yanlış hatırlamıyor Amerika’nın genel Kurmay Başkanı 30 yıl demişti çözülmesi. İçin. Bizler turizmci olarak daha dar bir pencereden bakarak hadi ondan özür dile demek, barışın da uçaklar geri gelsin demek yok öyle bir şey.
Bu onların biz söylemi. Çözümsüzlüğün çözüm olması vardır politikada. Bu bizim işimize gelmez. Bizim için ideali, hadi öpüşün barışın. ‘Hadi Bild Gazetesi Antalya çok güzel de. Haftaya turist gelsin’, Canı gönülden bunu isteriz. Ama bizim buradan ‘bu böyle olmalı, şu şöyle olmalı’ diyemeyiz. Bizim en fazla diyebileceğimiz şey siyasetçiler işlerini yaparken her iki tarafta kendi ülke menfaatleri için işlerini yaparken, derin yaralar açmamalı. Toplumları dışlamamalı. Türk toplumu, Alman toplumu 10 yıl öncede vardı. 100 yıl sonrada olacak. Burada halkları birbirine düşürmemek gerekiyor. Avusturya ve Hollanda sanırım çifte vatandaş olan Türk vatandaşlarından ‘evet oyu verenlerin, o ülke vatandaşlıklarını geri alalım’ diye bir kampanya başlatmış. Olabilecek bir şey mi bu. Sen nerden bileceksin? Herkes hür iradesiyle gidip oy kullanmış.
Geçtiğimiz yıl Rusya ile sıkıntılar devam ederken, Erdoğan ve Putin görüşmesi sonrasında Ruslar bir nada başka ülkelerdeki rezervasyonları iptal edip bir anda Türkiye’ye gelmeye başladılar. Aynı geçen sene Rusya’da olduğu gibi bu Avrupa ülkeleriyle de barışma halinde onlarda rezervasyonları iptal edip Türkiye’ye gelirler mi? Yoksa bir sonraki sezonu mu beklerler?
Toplumları iyi analiz etmek gerekiyor. Kitlesel hareketlerin mümkün olduğu ülkeler var. Mümkün olmadığı ülkeler var. Bireysel hak ve özgürlükler adına ‘Avrupa Avrupa’ diyoruz. Avrupa’daki bireysel katılım, bazı Kuzey ülkelerinden biraz daha farklı. Yarın Alman Başbakanı Merkel dese ki, ‘Türkiye’ye gidilmeyecek.’ O toplum onu yemez. Aksine Almanlar tepki olarak gelirler. Ama Rusya Devlet başkanı Putin, ‘Türkiye’ye gidilmeyecek’ dediği zaman o toplum Türkiye’ye gelmez. Orada yıllarca özümsenen devletin otorite kabul edilmesi, kuralların esnek olmaması, özgürlüklerin esnek olmamasıdır Avrupa’da pek olacak şeyler değil. Avrupa toplumu basınından çok etkilenerek kendi kanaatini oluşturur ve bu kanaati uygular.. Bizle ilgili bir şey yapacakları zaman bizi kullanmışlardır hep. O hale getirir ki sen onu yaparsın. Zannediyorsun ki sen yapıyorsun ama aslında o ince ince işlenmiş empozelerin bir neticesidir.
Devletin verdiği teşviklerin çözüm açısından olumlu olacağını düşünüyor musunuz?
Bir turizmci olarak şunu söyleyebilirim, ‘teşvikler gerekli değil’ demem mümkün değil. Yani Allah razı olsun. Bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Bu destekler muhakkak önemli. Bir taraftan da bakanlığımız sektöre bir şeyler sunmak, turizm için bir şeyler yapmak istiyor. Bunun en somut göstergesi de sektöre teşvik vermektir. Fakat bu teşvikler direkt fiyata yansımış vaziyette. Siz ‘X’ oteli gecelik 50 Euro’dan alıp, çarpı 7 üzerine de uçağı koyup, 600 Euro’ya bir paketi çıkıyor iseniz şimdi 615 Euro’ya çıkıyorsunuz demektir. 15 Euro’yu devlet süspanse ediyor.
Acaba turistin Türkiye’ye gelmemesinin nedeni bunun 615 değil de 650 Euro olması mı? Hani 650 çok pahalı, 615 olsa biz gelirdik mi? O anlamda teşvikler çok kıymetli. Düşünülmüş olması bile yeterli. Ama tek başına bir teşvik eritip gidiyor. Toplamda bir şeyleri hareket ettirmeye yetmiyor. Bir genel paket olması lazım. Başka bir takım teşviklerde var. Sektör bunları iyi araştırıp kullanmalı. Ama toplamda bir politika ve strateji neticesinde zinciri tamamını kapsayacak, yani kaynak ülkeden başlayıp, buradaki son tüketiciye kadar yansıyacak bir silsülasyon olması gerekiyor.
Vizesiz seyahat konusundan ne düşünüyorsunuz?
Çok faydası olur. Özellikle Kuzey pazarı için. Ukrayna’da başladı, Rusya’da da iyi olur. Tabi bunları her ülkenin iç işleri, dış işleri denetimsiz bırakmazlar herhâlde. Ama çok fayda sağlar. Ben gelecek Rus turistin yüzde 10, 15 kadar bir artı sağlayacağını düşünüyorum.
Bu güne kadar yapılmamış ama şu olsaydı iyi olurdu dediğiniz bir şey var mı?
Mesela spor turizmi için sizin yapabileceğiniz en büyük teşvik, para pul vermeyeyim, THY sen Barcelona’nın, Borussia Dortmunt’un sponsorusun. Getir takımları önümüzdeki kış. Spor turizmi sizden bunu bekliyor. Sen burada turnuvayı yap. ‘Bayer Münih bile gitti ben niye gitmeyeyim’ diyecek.. Spor turizmci bunu bekliyor.
Kültür turizmcisi, ‘en yüksek vergiyi akaryakıtla biz veriyoruz.” Diyor. Çünkü kültür turizmcisi 1600 ile 2000 km yol yapıyor. Masrafın yarıya yakını mazot gideri zaten. Denilsin ki; ‘2017 yılında kültür turizmi yapan firmalara biz özel bir lisans vereceğiz. Kültür turizmi yapan acenteler akaryakıtı mazotu vergisiz alacak.’ Bana 5 dolar vermeyin onu verin. Buna benzer spesifik şeyler düşünülmesi gerekiyor. Sektörde alt kırılmalara gitmek gerekiyor. Adam Londra’dan takım getiriyor. E oradan Antalya’ya direkt uçuş yok. Ne yapıyor? İstanbul iç hatlardan Antalya’ya geliyor. Ama İstanbul teşvik kapsamında değil. Bunun biraz daha çalışılması gerekiyor. ‘Ucu nerelere dokunuyor’ diye.
Buradaki büyük turizm acenteleri veya otel zincirleri bu yılı zarar yılı olarak yazarlar. Beş sene sonra bu yılları konuştuğumuzda ‘2016 yılı ne para kaybettik ya. İki yılda 100 bin, zarar ettik’ der geçer gider. Ama bu söylediğim işlerde o kadar çok turizm KOBİ’si var ki.
TURİZMDEKİ SORUNLARDAN BİRİNİN SEBEBİ TUR OPERATÖRLERİ
Kriz yaşadığından beri hep yandım Allah diyen hep otelciler ama asıl sıkıntıyı acenteler yaşıyor.
Defterdarlıkta tüm şirketler denetlenir biliyorsunuz. Maliye bastı derler. Maliye Bakanlığı’na kayıtlı turizm acentelerinin belirlenen kar marjı yüzde 4’tür. Siz yüzde 4’ün altında bir kar ettiyseniz incelemeye tabisinizdir. Yüzde 4’ün üzerine çıktığınız zamanda yüzde 4’ün üzerine tabisinizdir. Bu Maliye Bakanlığı’nın turizm acenteleri için koyduğu bir kriter. Turizm acentesi yaptığı ciro üzerinden yüzde 2 ile 4 arası bir para kazanır. Otelciliğin kar oranının ne olduğunu da siz araştırın. Bir otel yüzde kaçın üzerine çıkarsa ya da düşerse incelmeye tabidir. Oradaki fark devletin kayıtlarında var.
Ben size bir anekdot anlatayım. Biz Seyahat Acenteleri Birliği olarak Berlin’deki fuarına başvurduk. Dedik ki biz 42 çifti, 42. yıla istinaden Türkiye’ye davet edeceğiz. Sizin ana salonunuz istiyoruz. Bu güne kadar yapılmayan bir şey olduğunu söylediler. Her biri bin Euro olsa 42 milyonluk bir çekiliş yapıyoruz biz orada. Sun Ekspres, Otel odalarını vs. hepsini ayarladık. Çekilişin yapılacağı saatten yarım saat önce oturuyoruz. Biz tabi mutluyuz. Bizden bir STK’nın başkanı turizmci bir arkadaşımız şunu söyledi, ‘ne geliyorsunuz buraya ortalığı karıştırıyorsunuz. Biz bütün her şeyi burada yapıyoruz. Şimdi işin yoksa sizinle oraya gel bilmem ne yap falan. Ya Alman bunu demiyor. Türkiye’yi tanıyoruz dedik. Ya siz gidin tur yapın. Biz turizm adına yapılacakları zaten yapıyoruz’ dedi. Şimdi Antalya’da turizmin bu noktaya gelmesinin emin olun ciddi sebeplerinden biri tur operatörleridir. Onlar krizde uçakları iptal etmediler. O zaman bu Alman operatörler yoktu. Sonra bu trendin arkasından Almanlar veya Fransızlar ‘ya bu Türkiye çok seviliyor. Bunu da etnik yapıyor. Bizde bu konuya eğilmeliyiz’ diyerek Türkiye’ye eğilmeye başladılar. Bu arkadaşların oluşturduğu algı neticesinde bu Alman operatörler Türkiye’ye inmeye başladı. Daha sonra baktılar uçaklar akın akın dolu. Ama otel yok. Sonra geldiler. ‘Al sana 5 milyonluk çek. Oteli sezona yetiştir’ dediler. Parayı Alman tur operatörü verdi,. Arsayı devlet verdi. Krediyi özel bankalar verdi. Oh ne ala. Netice itibariyle benim şirketim Ocak ayından bugüne kadar 424 bin Euro reklam parası harcamış. Ben 424 bin Euro’ya emin olun 4 yıldızlı bir oteli yolcular benim otelime gelsin diye kiralardım. Bu gitti. Gelecekler veya gelmeyecekler. Ben size şimdi reklam versem ve hiçbir turist gelmese size diyebilir miyim ki ‘reklam paramı geri verin’ diye. Uçak konusu da operatör konusu da aynı şey. Pegasus Havayolları ile anlaşma imzaladık. Benden 38 bin Euro’yu aldılar. Bir hafta kala da paranın tamamını alacaklar. O koltuk boşta olsa dolu da olsa o parayı benden alacak.
Yorumlar
Kalan Karakter: