İhtiyaç sahibine yardım etmek erdemdir. Açın karnını doyurmak, borçlunun yükünü hafifletmek, çaresize el uzatmak insanlığın da vicdanın da gereğidir. Bunun adı iyiliktir, hayırdır, sevaptır.
Fakat bazı durumlarda yardım ile kullanılmak arasındaki çizgi o kadar incelir ki, insan dönüp kendine şu soruyu sormadan edemez: Ben gerçekten bir ihtiyaç sahibine mi destek oluyorum, yoksa birilerinin masraf kalemine mi dönüşüyorum?
Kazanç elde etmek için çalışan, yaptığı işten gelir sağlayan, hatta bazen bunu bir mesleğe dönüştüren kişiler vardır. Buna rağmen yemek hesabını başkasına bırakan, konaklama giderini destek adı altında başkalarına ödeten, kendi maliyetlerini çevresindeki insanların iyi niyetiyle karşılayanlar da az değildir.
İşte tam bu noktada sevap defteri ile enayi defteri birbirine karışmaya başlar.
Çünkü ihtiyaç sahibine verilen para vicdana yazılır; kazanç peşinde koşanın masrafını üstlenmek ise çoğu zaman sadece saf bir iyi niyetin istismar edilmesine dönüşür. Birinin açlığını gidermek başka şeydir, bir başkasının işletme giderlerini finanse etmek başka şey.
Ne yazık ki bazı insanlar yardımseverliği cömertlik olarak değil, fırsat olarak görür. Kendi cebinden çıkması gereken harcamaları başkalarının omuzlarına yüklemeyi marifet sayar. Üstelik bunu yaparken de destek verenlerin iyi niyetini alkışlarla, övgülerle veya manevi söylemlerle süsler.
Oysa gerçek yardım, ihtiyacı olana yapılır. Gelir elde edenin giderini karşılamak yardım değil, çoğu zaman yanlış adrese teslim edilmiş fedakârlıktır.
Elbette herkes parasını ve desteğini istediği yere verebilir. Ancak yardımın amacını doğru belirlemek önemlidir. Yardım, ihtiyaç sahibine ulaştığında değer kazanır; kazanç amacı güdenlerin maliyetlerini karşılamaya dönüştüğünde ise insanların aklında, bu kişinin yardımseverliğinden çok saflığının istismar edildiği izlenimini bırakır.”
Bu yüzden insan bazen elini cebine atmadan önce aklına da danışmalıdır. Çünkü her yardım sevap değildir; bazıları sadece başkalarının hesabını ödemekten ibarettir.
Yorumlar
Kalan Karakter: