Keyifle takip ettiğim Gazete Oksijen’de Sayın Kıvanç Önder’in kaleme aldığı ve Antalya’yı “her bütçeye hitap eden bir yaşam kenti” perspektifiyle ele alan yazısını büyük bir ilgiyle okudum.
Açıkça ifade etmeliyim ki bu kıymetli yazı, beni bu satırları kaleme almaya itti. Antalya’nın sunduğu yaşam kalitesini, doğal avantajlarını ve fırsatlarını hatırlatması bakımından son derece değerli bir değerlendirme olduğunu özellikle belirtmek gerekir.
Gerçekten de Antalya; denizi, doğası, iklimi ve sunduğu imkânlarla yalnızca bir turizm kenti değil, aynı zamanda güçlü bir yaşam merkezidir.
Ancak sahadaki gerçeklik, bu tabloya bazı önemli notlar düşmeyi zorunlu kılıyor.
Bugün Antalya’nın en temel sorunlarından biri, hızla artan göçün yeterince planlanamamasıdır. Şehir, Türkiye’nin dört bir yanından ve yurtdışından yoğun bir nüfus çekmektedir. Ancak bu artışa paralel olarak konut, altyapı, ulaşım, eğitim ve sağlık yatırımlarının aynı hızda ilerlediğini söylemek güçtür. Bu durum, şehirde dengesiz bir büyüme ve yaşam kalitesinde ciddi bir aşınma yaratmaktadır.
Göçün yönetilememesinin en somut sonucu ise barınma krizinde karşımıza çıkmaktadır. Antalya’da kiralar son yıllarda dramatik şekilde yükselmiş, özellikle merkez ilçelerde orta gelir grubunun dahi erişmekte zorlandığı bir seviyeye ulaşmıştır.
Bir dönem “emekli şehri” olarak anılan Antalya, bugün emeklilerin terk ettiği; kamu görevlilerinin ise gelmek istemediği bir şehir haline gelmektedir. Birçok devlet memuru Antalya’ya tayin istememekte; tayini çıkanlar ise merkez yerine ilçelere ya da yakın illere yönelmektedir.
Ulaşım tarafında tablo daha da çarpıcıdır. Şehir içi trafik kronik hale gelmiş, araç sayısı Antalya’nın taşıma kapasitesini aşmıştır. Antalya Havalimanı’ndan Alanya istikametine ulaşım neredeyse içinden çıkılamaz bir hal almıştır.
Maalesef Antalya’da metro sistemi bulunmamaktadır. Mevcut tramvay hatları yetersizdir. Bisiklet yolları kesintisiz ve güvenli değildir. Şehirlerarası terminal ise hâlâ şehir merkezine sıkışmış durumdadır.
Çevresel ve yapısal açıdan tablo endişe vericidir. Kent estetiğinden yoksunluk belirginleşmiş, plansız yapılaşma Antalya’nın kimliğini zedelemiştir.

Bu plansız büyümenin en somut örneklerinden biri Altıntaş bölgesidir. Devasa yapılaşma gerçekleştirilmiş; altyapı ise sonradan yetiştirilmeye çalışılmıştır. Ortaya çıkan tablo, ne yazık ki bir şehircilik problemi olarak karşımızdadır.
İmar planlarında bütünlük bulunmamaktadır. Aynı bölgede farklı kat ve metrekare uygulamaları yapılmakta; bu durum hem estetiği hem de adalet duygusunu zedelemektedir.
Falezler üzerinde ve içinde yapılaşmalar bulunmaktadır. Maden ocakları artmakta, tarım alanları daralmakta, doğa tahrip edilmektedir. Yer altı su kaynaklarında ciddi sorunlar yaşanmaktadır.
Antalya’nın sahip olduğu tarihi değerler ise yeterince değerlendirilememektedir. Kaleiçi hak ettiği ölçüde tanıtılamamakta; Aspendos ve Perge gibi dünya ölçeğinde eşsiz antik kentler gereken ilgiyi görememektedir.
Antalya, Türkiye’nin en önemli tarım merkezlerinden biridir. Ancak sera üretiminin merkezi olan bu şehirde meyve ve sebzenin pahalı olması ayrı bir çelişkidir. Üreten şehirde yaşayan insanların gıdaya pahalı ulaşması kabul edilemez.
Oysa Antalya’nın sahip olduğu tarımsal zenginlik çok daha büyük bir potansiyel barındırmaktadır. Doğru planlama ve markalaşma ile Antalya, bir gastronomi başkenti olabilir.
Turizm potansiyeli ise yalnızca yaz aylarıyla sınırlı değildir. Antalya; doğru planlama ile yaz ve kış turizmini birlikte yürütebilecek nadir şehirlerden biridir. Deniz turizminin yanında golf, tenis, doğa sporları ve kayak turizmi imkânları ile çok yönlü bir destinasyondur.
Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı futbol takımı kamp için Antalya’yı tercih etmektedir.
Ayrıca Antalya; Demre bölgesindeki inanç turizmi, Noel Baba mirası ve sahip olduğu çok sayıdaki antik kent ile tarih ve kültür turizmi açısından da dünyanın sayılı şehirlerinden biridir.
Bu çeşitlilik doğru şekilde planlandığında Antalya, yılın 12 ayı yaşayan bir turizm, spor ve kültür merkezi haline gelebilir.
Ekonomik açıdan da mevcut potansiyelin yeterince değerlendirilemediği açıktır. Mevcut serbest bölge ihtiyaca cevap vermemektedir.
Tüm bu sorunların ötesinde temel mesele şudur:
Antalya’nın ne olacağına hâlâ karar verilememiştir.

Tarım mı, turizm mi, sanayi mi?
Ve belki de en acı gerçek:
Antalyalılık bilinci zayıflamaktadır.
Tüm bu eleştirilere rağmen Antalya’nın güçlü yönlerini görmezden gelmek mümkün değildir. İklimi ve imkânları sayesinde sportif faaliyetler açısından son derece zengin bir şehirdir.
Ama en önemlisi: Antalya, yeryüzünde bir cennet; dünyanın en güzel ve en özel potansiyele sahip şehirlerinden biridir. Aynı zamanda Yörük kültürünün en önemli adreslerinden biridir.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği gibi: “Şüphesiz ki Antalya dünyanın en güzel yeridir.”
Ve tüm bu eleştirilere rağmen şunu açıkça söylemek isterim: Bir Antalya aşığı olarak ve bu memleketin bir evladı olarak; ben bu şehre aşığım.
Belki de tam da bu yüzden; daha iyi planlansın, daha iyi korunsun, daha iyi yönetilsin istiyorum.
Çünkü Antalya, sadece içinde yaşadığımız bir şehir değil; tarihiyle, doğasıyla, kültürüyle ve Yörük mirasıyla korumakla sorumlu olduğumuz bir emanettir.
Yorumlar
Kalan Karakter: