Mustafa Karancı, milli parklar ve koruma alanlarına ilişkin yürürlüğe giren yeni düzenlemeye ilişkin yaptığı değerlendirmede, doğa alanlarının ticari bir anlayışla yönetilmesinin ciddi riskler taşıdığı uyarısında bulundu. Karancı, özellikle “zaruret” maddesi kapsamında plan dışı yapılabilecek müdahalelerin Antalya’nın hassas ekosistemine zarar verebileceğini söyledi.
Milli parklar, tabiat parkları ve tabiatı koruma alanlarına ilişkin önemli değişiklikler içeren 7576 sayılı kanun, TBMM’de kabul edilmesinin ardından 19 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Antalya Jeoloji Mühendisleri Odası Şube Başkanı Mustafa Karancı, kanunun bazı yönlerini desteklediklerini ancak ciddi riskler de barındırdığına dikkat çekti.

“Kaçak yapıyla mücadeleyi destekliyoruz”
Jeoloji Mühendisleri Odası Antalya Şube Başkanı Mustafa Karancı, düzenlemeyi detaylı şekilde incelediklerini belirterek, “19 Mart 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7576 sayılı Kanun değişikliğini titizlikle inceledik. Öncelikle şunu net bir şekilde ifade edeyim: Kaçak yapıyla mücadele ve derhal yıkım kararları gibi maddeleri, bu kentin doğasını ve geleceğini savunan mühendisler olarak canı gönülden destekliyoruz. Ancak, madalyonun diğer yüzünde bizi endişelendiren ciddi riskler var. Bu yeni düzenlemenin doğa koruma alanlarında bir pazarlama dönemi başlatma riski taşıdığını vurgulamamız gerekiyor” dedi.
Koruma mı, pazarlama mı?
Kanunun amacının sorgulanması gerektiğini ifade eden Karancı, “Bu kanun değişikliğiyle birlikte sormak ve sorgulamak zorundayız. Bu kanunun asıl amacı korumak mı, yoksa pazarlamak mı? Yeni düzenleme ile Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü’ne tanınan çok geniş mali ve idari yetkiler, korunan alanlarımızı maalesef birer ticari meta haline getirme riski taşımaktadır” ifadelerini kullandı.

“Doğa harikaları lunapark değildir!”
Doğal alanların ticari bakış açısıyla yönetilmesine tepki gösteren Karancı, “Özellikle döner sermaye işletmeleri kurulması ve gelirlerin doğrudan kurum bütçesine aktarılması, doğayı bir işletme mantığına hapsetmektedir. Milyonlarca yıllık aşınmayla oluşmuş kanyonlarımız ve hassas mağaralarımız, üzerinde kar-zarar hesabı yapılacak birer lunapark değildir! Bir jeolojik oluşumun ticari getirisini, ekosistem değerinin önüne koyarsanız; o alanı korumaz, sadece tüketirsiniz” diye konuştu.
Zaruret maddesi altında büyük risk uyarısı
Kanunun 5. maddesinde yer alan düzenlemelere dikkat çeken Karancı, “Kanunun 5. maddesinde yer alan içme suyu, enerji nakil hattı ve ulaşım tesisleri için ‘plan şartı aranmaz’ hükmü tüm milli parklarımızda olduğu gibi Antalya’mızın hassas karstik yapısı için çok risklidir. Bilimsel raporlamalar hazırlanmadan ve hidrojeolojik riskler hesaplanmadan sadece ‘acil’ ve ‘zorunlu’ denilerek başlatılan her kazı, her yapılaşma, mağara ekosistemlerini ve yeraltı sularını geri dönülemez şekilde çökertebilir. Altınbeşik Mağarası veya Köprülü Kanyon gibi dünya çapındaki jeolojik değerlerimiz, plan dışı tutularak müdahalelerle deneme tahtası yapılmamalı” dedi.

“Bilim ve liyakat esas olmalı”
Planlama ve denetim süreçlerine de değinen Karancı, “Planlama ve imar yetkilerinin tek elde toplanması, denetim mekanizmalarını asla zayıflatmamalıdır. DKMP bünyesinde kurulacak döner sermaye işletmeleri; kazandıkları paranın miktarına değil, bu alanların korunmasına odaklanmalıdır. Antalya’nın yer altı zenginliği ve jeolojik mirası, bir kurumun bilançosundaki ‘gelir kalemi’ olarak görülemez. Plan yetkisi kanunla verilebilir; ancak doğayı korumak için liyakat ve bilim esastır. JMO Antalya Şubesi olarak, bilimsel gerçeklerin dışına çıkılarak yapılacak her türlü ticari girişimin karşısında, bilimin ve doğanın yanında durmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.
Yorumlar
Kalan Karakter: