Önümüzde bir bilgi notu var.
Devletin kendi diliyle yazılmış, kendi mekanizmasının içinden çıkmış, kendi müfettişinin önüne koyduğu bir metin.
Bu metin açık konuşuyor:
İhale var.
Hakediş var.
Kamu alacağı var.
Hassasiyet eksikliği var.
Liyakat sorunu var.
Risk var.
Daha da neti şu:
Adı geçen kişinin bu işi yapacak yeterlilikte olup olmadığı açıkça tartışılıyor.
Yani ortada siyasi dedikodu yok. Fısıltı gazetesi hiç yok.
Devletin kendi evrakıyla kurulmuş ciddi bir alarm var.
Peki sonra ne oluyor?
Hiçbir şey.
ASIL MESELE HATA DEĞİL, HATAYA NE YAPILDIĞI
Bu ülkede artık mesele olayın kendisi değil.
Asıl mesele, olaydan sonra devletin ne yaptığı.
Çünkü bazen en büyük skandal, hatanın yapılması değil; o hatanın görülüp hiçbir şey yapılmamasıdır.
Elimizdeki bilgi notu diyor ki:
2020’de bir mülkiye müfettişi geliyor, okul yapım işlerini inceliyor.
İhale süreçlerine bakıyor.
Kamu zararına işaret eden başlıkları tek tek yazıyor.
Dört ayrı okul yapım işi inceleniyor.
Rakamlar ortada.
“Kamu alacağı tahsil edilemez hale geldi” notu düşülüyor.
Üstelik dosyada şu da var: Soruşturma izni verilmiyor ama 2019’da açılan davanın sürdüğü belirtiliyor.
Yani metin “küçük eksikler var” demiyor.
Net konuşuyor: “Burada iş ciddidir.”
TÜRKİYE’NİN EN ESKİ OYUNU
Sonrası tanıdık.
Hata var, sorumlu yok.
Tespit var, sonuç yok.
Rapor var, işlem yok.
Bürokrasi bazen öyle bir sistem kuruyor ki, gerçeği ortaya çıkarıyor…
Ama üstüne betonu da kendisi döküyor.
Sonra vatandaşa dönüp “çalışıyoruz” diyor.
Bu çalışma değil.
Bu, sürüncemeye bırakılmış ciddiyetsizlik.
LİYAKAT TARTIŞMASI: RAPORUN EN AĞIR KISMI
Bilgi notunun en kritik noktası şu:
Teknik ve mali onay vermesi gereken yerde, “harita teknikeri” unvanlı bir ismin yeterliliği açıkça tartışılıyor.
Mimarların, mühendislerin olduğu bir sistemde, işin ehli olup olmadığı sorgulanan bir isim başa getiriliyor.
Ve aynı metin şunu söylüyor:
● Bu atama liyakat esaslarına uygun değil
● Bu kişiyle süreç sağlıklı yürümeyebilir
● Geçmişte sorunlar yaşanmış
● Yeni işlerde, özellikle deprem gerçeği düşünüldüğünde risk doğabilir
Bunlar sıradan cümleler değil.
Bunlar devletin kendi personeline verdiği ağır hükümler.
ASIL SORU
O zaman soru çok basit:
Madem bu kadar ağır tespit vardı, neden gereği yapılmadı?
Daha açık soralım: 2020’de yazılan bu rapor neden 2026’da hâlâ bir muamma?
İki ihtimal var:
● Ya tespitler doğruydu ve gereği yapılmadı
● Ya da bu kadar ağır bir rapor boşuna yazıldı
Devlet kendi evrakında şaka yapmaz.
Yapmamalı.
O halde ortada ya ciddi bir ihmal var,
ya da ciddi bir örtbas.
AYNI İMZA, FARKLI SONUÇLAR
İşin çarpıcı tarafı şu: Bugün aynı mülkiye başmüfettişi Mehmet Uğur Kılıç’ın imzası birçok dosyada sonuç doğurabiliyor.
Görevden almalar oluyor.
Savcılık süreçleri başlıyor.
Şehir ayağa kalkıyor.
Peki aynı denetim aklı 2020’de neden aynı etkiyi yaratmadı?
Aynı rapor.
Aynı tespit.
Aynı kamu yararı.
Ama iki farklı sonuç.
Demek ki mesele sadece rapor değil.
Raporun kime değdiği.
EN BASİT SORU: PARA NEREDE?
Kamu zararı tahsil edildi mi?
Bu kadar basit.
Edildiyse söyleyin.
Edilmediyse neden edilmediğini söyleyin.
Süreç devam ediyorsa hangi aşamada olduğunu anlatın.
Ama bu ülkede en zor şey, doğrudan soruya doğrudan cevap almak.
Çünkü cevap verildiği an zincir yukarı çıkar:
İmza atana gider.
İmza attırana gider.
Atamayı yapana gider.
Göz yumana gider.
Ve herkesin korktuğu da tam olarak bu.
BU SADECE İHALE MESELESİ DEĞİL
Burada mesele bir kişiyi suçlamak değil.
Mesele şu:
Devlet kendi belgesinde liyakat sorunu, kamu zararı riski, teknik yetersizlik diyorsa…
Sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediliyorsa, bu hepimiz için alarmdır.
Üstelik konu okul yapımıysa…
Bu sadece para değildir.
● Betonun kalitesi
● Denetimin ciddiyeti
● Hakedişin doğruluğu
● İşin ehline verilip verilmediği
Bunların hepsi günün sonunda çocukların girdiği binalara çıkar.
Bu yüzden bu dosya “ihale haberi” değildir.
Bu, çocukların oturduğu sıraların altındaki ciddiyet meselesidir.
SON SORULAR
Artık açık açık sormanın zamanı:
● 2020’de yazılan rapor neden işletilmedi?
● Süreçler bugün hangi aşamada?
● Kamu zararı tahsil edildi mi?
● Davalar ne durumda?
● Bu şehirde kararları kim veriyor?
İmza atan mı?
İmza attıran mı?
SON SÖZ
Yarın bu şehirde bir şey olursa, kimse “haberimiz yoktu” diyemez.
Çünkü devletin haberi vardı.
Yazmış.
Görmüş.
Not düşmüş.
Ama ya gereğini yapmamış…
ya da yaptığını millete anlatmamış.
İki ihtimal de ağır.
Birinde ihmal var.
Diğerinde karartma.
Antalya’nın önünde duran dosya bu.
Devlet yazmış.
Devlet görmüş.
Devlet not etmiş.
Sonra dönüp kendi yazdığını yok saymış.
Yorumlar
Kalan Karakter: