Türkiye'nin en önemli sebze üretim merkezlerinden biri olan Antalya'da yetişen ürünlerin İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde de benzer fiyatlarla satılması dikkati çekiyor.
Sebze ve meyve üretiminin merkezi, tarımın başkenti Antalya'dan çıkan ürünlerin, ülkenin diğer büyükşehirlerinde de Antalya'daki fiyatlarla satılması vatandaşlardan dikkatinden kaçmıyor.
Buna karşı, Antalya’daki semt pazarları ve küçük marketlerde fiyatların değişkenlik göstermesi vatandaşların kafasında soru işaretleri oluşturuyor.
İlk bakışta İstanbul ve Ankara gibi büyükşehirlerde fiyatların daha yüksek olması beklenirken, Antalya'daki market fiyatlarının da aynı seviyede olduğu görülüyor.
Antalya Ziraat Odası Başkanı Nazif Alp, gazetemize yaptığı açıklamada, Antalya her ne kadar sebze çıkış yeri olsa da İstanbul gibi büyükşehirlerde genellikle toptan fiyatına satış yapan 'gross' marketlerde fiyatların Antalya ile aynı olacağını, bu durumun değişmeyeceğini söyledi.
Gross marketlerde fiyatların değiştirilemeyeceğini ancak küçük marketlerde ve semt pazarlarında fiyatların hareketlendiğini aktaran Alp, şunları kaydetti:
"Antalya'dan alınan mal, İstanbul'daki gross marketlerde 150 liraysa Antalya'da da aynı. Gross marketlerde fiyat değiştirilme şansı yok ama Antalya'daki semt pazarlarında bile domates fiyatları değişir. Buradaki mallar 60, 50 ve 40 liraya da bulunabilir. Mesela normal küçük marketlerde, semt pazarında 60-70 liraya satılan domates 100 lira olur. Bu sefer dükkan kirası, vergisi ve giderleri derken fiyat fazlalaşabiliyor."
![]()
"Farklı semtlerdeki satıcılar ayrı fiyatta satabiliyor"
İşçi ve nakliye maliyetlerinin özellikle zincir market fiyatlarını doğrudan etkilemediğini, buna karşı semt pazarları ve küçük işletmelerde fiyat dalgalanmalarına neden olabildiğini vurgulayan Alp, şöyle devam etti:
"Ürünlerimizi bizim adımıza komisyoncu satar. Komisyoncu yaklaşık yüzde 13 kesinti yapar, bunun yüzde 8'i komisyon, kalan kısmı ise vergi ve diğer yasal paylardır. Bu kesintilerden komisyoncu kendi kira, elektrik ve su gibi giderlerini karşılar. Satış gerçekleştiğinde ise müstahsil makbuzu kesilerek tarafımıza verilir. Tüccar ürünü satın aldıktan sonra 'arge' dediğimiz alana götürür. Burada ürünler işçiler tarafından işlenir ve kaliteye göre sınıflandırılır. Ardından tüccar, ürünleri yeniden düzenleyerek farklı pazar ve müşteri gruplarına gönderir. Örneğin Kadıköy’deki bir satıcı ile başka bir bölgede satış yapan esnaf ayrı fiyatlara satabiliyor."
"Tüketici bize her zaman lazım"
Serbest ekonominin de altını çizen Alp, semt pazarlarındaki satıcıların da serbest piyasadan dolayı fazla fiyat koyabildiğini ve bunun kontrol altına alınması gerektiğini söyledi.
Yüzde 35 kar payı olan sisteme dönülmesinin tüketiciyi de rahatlatacağını belirten Alp, "Şimdi serbest ekonomi var. Pazarda mal 40 liraysa yüzde 150 koyuyorlar. Tüketici bize her zaman lazım. Benim malımı tüketiyor, benim malımı almazsa tüketmezse benim yetiştirdiğim mal satılamadıktan sonra neye yarar? Ben satamazsam benim de ekonomim suya düşer. İlacı gübresi, işçisi ve giderleri var. Yüzde 35 kar payı olan eski sisteme dönülürse tüketici burada rahatlar." diye konuştu.
Yorumlar
Kalan Karakter: