Artık inkâr edilecek bir yanı kalmadı: Küresel ısınma etkilerini her geçen yıl daha sert biçimde hissettiriyor. Bir bölgede kuraklık yaşanırken başka bir bölgede sel felaketi görülüyor. Kavurucu sıcakların ardından kısa sürede şiddetli fırtınalar ve sağanaklar geliyor. İklim artık bildiğimiz iklim değil.
Türkiye de bundan payını alıyor. Bu yaz yine çok sıcak geçecek gibi görünüyor. Yağışlar azalıyor, sıcak hava dalgaları uzuyor.
Yağışlar azaldıkça barajlar yeterli olmuyor, gözler yeraltı sularına çevriliyor. Antalya'nın yıllardır gözden kaçan sorunlarından biri de tam burada başlıyor.
Yeraltı suları uzun yıllar boyunca kolay ulaşılan ve maliyeti düşük bir kaynak olarak görüldü. Tarımdan turizme kadar birçok alanda binlerce kuyu açıldı, su bolmuş gibi kullanıldı. Oysa yeraltındaki su sınırsız değildir. Bugün yaptığımız aşırı kullanım, aslında çocuklarımızın ve torunlarımızın kullanacağı sudan eksiltmek anlamına geliyor.
*****
Türkiye sanıldığı gibi su zengini bir ülke değil. Tam tersine, kişi başına düşen kullanılabilir su miktarı bakımından su stresi yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. Nüfus artıyor, şehirler büyüyor, iklim değişiyor ama elimizdeki su artmıyor.
Antalya ise bu sorunu en yoğun yaşayabilecek şehirlerden biri.
Bir tarafta milyonlarca turisti ağırlayan dev bir turizm sektörü, diğer tarafta Türkiye'nin en önemli tarım merkezlerinden biri... Yaz aylarında nüfus katlanıyor, su tüketimi de aynı hızla artıyor. Böyle bir şehirde su yönetimi artık yalnızca belediyelerin işi değil; ekonomik, çevresel ve hatta ulusal güvenlik meselesidir.
Bu nedenle artık bazı alışkanlıklarımızı yeniden değerlendirmek zorundayız.
*****
Bunlardan biri de Belek'teki golf sahalarıdır.
Golf turizmi Antalya ekonomisine önemli katkı sağlıyor. Ancak bu sahaların kurulması için geçmişte kesilen çok sayıda ağaç ile bakımında ihtiyaç duyulan yüksek su tüketimi birlikte değerlendirildiğinde, sürdürülebilirlik açısından önemli sorular ortaya çıkıyor.
Aslında aynı durum turizm sektörünün tamamı için de geçerlidir. Oteller artık sadece hizmet kalitesiyle değil, suyu ne kadar verimli kullandıklarıyla da değerlendirilmelidir. Su tasarrufu sağlayan sistemlerin yaygınlaştırılması, gri suyun yeniden kullanılması, daha az su isteyen peyzaj uygulamalarına geçilmesi ve gereksiz tüketimin önlenmesi artık çevreci bir tercih değil, sektörün geleceği için bir zorunluluktur.
Elbette sorumluluk sadece turizm sektöründe değil. Tarımda modern sulama yöntemleri yaygınlaşmalı, şehir şebekelerindeki su kayıpları azaltılmalı, kaçak kullanım önlenmeli ve vatandaş olarak bizler de her damla suyun değerini bilmeliyiz.
*****
Tam da bu yüzden Kırkgöz gibi içme suyu kaynaklarını ilgilendiren her yatırım kararı çok daha dikkatli değerlendirilmelidir. Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre Kırkgöz'de 128 futbol sahası büyüklüğünde bir maden genişlemesi planlanıyor. Böyle projeler değerlendirilirken yalnızca ekonomik getiriler değil, su kaynakları üzerinde oluşturacağı etkiler de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır. Kısa vadeli ekonomik kazançlar uğruna uzun vadeli su güvenliğini riske atmak, gelecek nesillere bırakılabilecek en ağır miraslardan biri olacaktır.
Çünkü petrolün alternatifi bulunabilir. Maden tükenir, yenisi aranabilir. Enerji farklı kaynaklardan üretilebilir.
Ama suyun alternatifi yoktur.
Bugün Antalya'nın en büyük zenginliği yalnızca denizi, güneşi ya da turizmi değildir. Asıl zenginliği, yaşamı mümkün kılan su kaynaklarıdır. Onları kaybettiğimiz gün ne tarımın, ne turizmin ne de ekonomik büyümenin bir anlamı kalacaktır.
Suyun değerini susuz kalmadan anlamak zorundayız.
Yorumlar
Kalan Karakter: