Yokluğunu hissetmediğimiz hiçbir şeyi var edemeyiz.
Reklam
Reklam
Ayla ÇEKİÇ

Ayla ÇEKİÇ

Yokluğunu hissetmediğimiz hiçbir şeyi var edemeyiz.

05 Aralık 2019 - 07:25

Geçen hafta ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’  nedeniyle pek çok program yapıldı, mesajlar yayınlandı.
47 yıl önce Dominik Cumhuriyeti’nde, özgürlük mücadelesi veren Mirabel kız kardeşlerin, diktatörlüğün askerleri tarafından, tecavüz edildikten sonra vahşi bir şekilde katledildikleri, utanç gününün ve insanlık ayıbının yıl dönümünden bugüne, ne değişti?
Kadın örgütleri, dünyanın her yerinde yılda bir kez, insan hakları örgütleri ile birlikte şiddetin sonlanması ve yaşam hakkına saygı gösterilmesi için etkinlikler gerçekleştiriyor.
Günün öncesinde olduğu gibi bugün de, dünyanın her yerinde kadına şiddet artarak devam ediyor.
Kadınlar, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, sınıfsal cinsel sömürüye, aile içi şiddete, ataerkil toplumsal şiddete maruz kalıyor ve can veriyor.
Peki bu şiddet karşısında pek çoğumuz ne yapabiliyoruz?
Susmaktan başka…
Ya susmayanlar hangi şiddete tabi tutuluyor?
Sözlerini, tepkilerini birleştiren, dayanışma içinde örgütlenen kaç kişiyiz?
Senede bir gün çoğalarak meydanlara çıkmak dışında, kadına yapılan şiddet çeşitlerinin hangisine dur diyebiliyoruz?
Diyemeyiz…
Diyemeyeceğiz…
Önce dünyaya geldiğimiz ana kucağının ne kadar sıcak, sevgi ve güvenli olduğunu hatırlayın…
Sonra; büyüdüğümüz, geliştiğimiz, erkek egemenliğinin öğretisine tabi kaldığımız ilk zemin baba evini…
İşte o evin içinde başlıyor tüm hikaye. Aynı anadan doğma çocuklardan biz kızlar, ‘alçakgönüllü ol ve kendini geri planda tut’ şartlandırılması ile ‘kendine çok güvenli görünmemek lazım’  terbiyesine tabi tutulmuş yetiştiriliyoruz.
Babaya cevap verilmez, itiraz edilmez, babanın uygun gördüğü doğrudur.
Aynıları koca için de geçerlidir.
Nerede ise global bize dayatılan bu algı ile ‘kadınların, hiçbir şeyi erkek kadar iyi yapamayacağı, doğuran, oturup çocuk bakması gereken, elinin hamuru ile erkek işine karışmaması gereken’ bir birey olmamız gerektiğine inandırılıyoruz.
Önce bizim bu yanlış inançtan kurtulmamız gerekiyor.
Baba evinde, koca evinde,  mahallede, iş yerinde, her yerde bu inançla davranıyoruz.
Son kertede, dünyada demokrasinin olgunlaşmadığı ülkelerdeki tüm kadınlar; dil,din, ırk gözetimi yapılmadan, sarsılmaz erkek otoritesinin  göstergesi  ‘erkek devlet’  yönetiminin getirdiği ayrımcı şiddetle, karşı karşıya anayasal haklarımızı kullanamadığımızın farkında değiliz.
Yokluğunu hissetmediğimiz hiçbir şeyi var edemeyiz.
Biz kadınlar, haklarımızı kullanmayı sağlayamıyorsak, nasıl senede bir gün dur dedik diye şiddetin duracağına inanabiliriz?
Biz değişmeden kimseyi değiştiremeyiz.
Varlığımızı kabul edelim…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum