Akseki’deki Osman Yüksel Serdengeçti Konağı dosyası artık bir restorasyon dosyası olmaktan çıktı.
Bu dosya, Antalya’da kamu parasının nasıl büyüdüğünü, bir işin nasıl katlandığını, aynı yapının etrafında aynı firmanın nasıl yeniden öne çıktığını ve bütün bunların neden bu kadar az açıklamayla yürüdüğünü anlatan ciddi bir kamu yönetimi dosyasına dönüştü.
Çünkü ortada sıradan bir fiyat farkı yok. Bir tarafta 2021’de yaklaşık 2 milyon 448 bin liralık ilk ihale var. Öte tarafta bugün aynı yapı için konuşulan yaklaşık 31 milyon liralık yeni keşif var. Arada sadece enflasyon farkı yok gibi görünüyor; cevap bekleyen büyük bir uçurum var.
İlk iş Akseki Belediyesi üzerinden başlıyor. Kültür Varlıkları Katkı Payından yüksek oranlı ödenek geliyor. İhale yapılıyor. İşi Evren Er Restorasyon alıyor. Hakedişler düzenleniyor, ödemeler yapılıyor, yapıda güçlendirme, çatı yenilemesi ve ahşap temizliği gibi işler ilerliyor. Yani ortada “başlamadı, rafta kaldı” denecek bir süreç yok.
Kamu parası çıkmış, iş yürümüş. Hatta iddiaya göre işin önemli bir bölümü tamamlanmış. Sonra dosya tasfiye ediliyor ve hikaye yarım kalıyor. İşte tam burada asıl soru doğuyor: Madem mülkiyet belediyede, madem ilk ihaleyi belediye yaptı, madem kontrollük belediyedeydi, o zaman bu iş neden belediye eliyle tamamlanmadı da sonradan YİKOB hattına taşındı? Bu soru boş bir siyasi cümle değil; dosyanın tam ortasında duran teknik ve mali sorudur.
Daha da ilginci şu: 2023’te Akseki Belediyesi’nin YİKOB’a gönderdiği resmi yazıda güncellenen maliyet yaklaşık 6 milyon 224 bin lira seviyesinde anlatılıyor. Yani belediyenin kendi güncel hesabı o bantta. Ama bugün önümüze 31 milyon liralık yaklaşık maliyet çıkıyor.
Bir restorasyon işi elbette revize olabilir, yeni kalemler eklenebilir, koruma kurulu kararları değişebilir, uygulama şartları ağırlaşabilir. Ama o zaman kamuoyuna açık açık anlatılması gerekir: Bu iş hangi teknik raporla 6 milyondan 31 milyona çıktı? Hangi yeni imalat kalemleri eklendi? Hangi zorunlu müdahaleler doğdu? Bu farkın içinde ne var? Çünkü kamu kaynağı kullanılıyorsa, “biz yaptık oldu” denemez. Her kuruşun izahı gerekir.
Dosyanın can sıkıcı yanı sadece rakam değil. İlk ihaleyi alan firma ile bugün yeni ihalede en avantajlı teklif sahibi olarak öne çıkan firmanın aynı olması, ister istemez rekabet tartışmasını büyütüyor.
Buna bir de ihaleden bir gün önce YİKOB’a sunulduğu söylenen ve ihalenin belirli bir firmada kalacağı yönünde iddialar içeren dilekçe eklenince, mesele daha da ağırlaşıyor.
Burada kimseyi peşinen mahkûm etmiyorum. Ama şu soruyu sormak da vatandaşlık görevidir: Henüz teklifler açılmadan böyle bir öngörü nasıl oluşuyor?
Bu dilekçe neden ciddiyetle ele alınmıyor? İhale komisyonu bu uyarıyı neden görmezden geliyor? Çünkü kamuoyu artık şunu düşünüyor: Devletin parasını koruması gereken mekanizma burada gerçekten sağlıklı mı işledi, yoksa prosedür işliyor gibi yapılıp asıl soru pas mı geçildi?
Bir başka kritik nokta daha var. İkinci ihalede firmalara verilen dosyada ilk işe ait proje ve imalat bilgilerinin de bulunduğu iddia ediliyor. Şimdi burada hayatın olağan akışını inkar etmeyelim. Aynı yapıda daha önce çalışmış olan firma, o yapının neresinde ne yapıldığını, neyin eksik kaldığını, hangi kalemin sorun ürettiğini elbette herkesten iyi bilir. Bu da doğal olarak ona bilgi avantajı sağlar. Hukuken her şey kağıt üstünde tamam görünse bile, rekabet duygusu kamu vicdanında yara alır. Çünkü vatandaş şunu söyler: Aynı yapı, aynı geçmiş iş, aynı firma, büyüyen maliyet…
Bu işte izaha muhtaç bir durum var.
Üstelik burada harcanan para bir yerden düşmüş para değil. Dosyadaki anlatıma göre Kültür Varlıkları Katkı Payı üzerinden yürüyen bu restorasyon projelerinin kaynağı, Antalya’daki 19 ilçe belediyesinden toplanan emlak vergilerinden oluşan ortak havuz.
Yani vatandaşın cebinden çıkan para. Bu havuzun hakkaniyetli dağıtılması gerektiği de yönetmelikte açık. Hal böyleyken şu soru daha da meşru hale geliyor: Antalya’daki 19 ilçenin ortak kaynağı gerçekten hakkaniyetli, şeffaf ve denetlenebilir biçimde mi kullanılıyor? Yoksa bazı projelerde ortaya çıkan devasa farklar, bu mekanizmanın kendisini de tartışmalı hale mi getiriyor?
İşin özü şudur: Akseki dosyası artık tek başına bir konak restorasyonu değildir. Bu dosya, YİKOB’un nasıl çalıştığına, teknik raporların nasıl hazırlandığına, yaklaşık maliyetlerin nasıl oluştuğuna, ihalelerin nasıl yürüdüğüne ve kamu kaynağının nasıl savunulduğuna dair çok daha büyük bir tabloyu önümüze koyuyor. İsimler değişebilir. Başkanlık koltuğunda bir gün başkası, ertesi gün bir başkası oturabilir. Ama tartışmalar bitmiyorsa, sorun kişiden büyüktür. Sorun sistemdedir.
O yüzden şimdi açık konuşmanın vaktidir. YİKOB Başkanı Hulusi Arat ve ilgili bürokrasi bu dosyaya açıklık getirmelidir. 31 milyonluk keşfin teknik dayanağı nedir? İhale öncesi gelen dilekçe neden dikkate alınmadı? Aynı firmayı yeniden öne çıkaran süreç hangi gerekçelerle savunuluyor?
Ve en önemlisi, vatandaşın cebinden çıkan bu para gerçekten tüyü bitmemiş yetimin hakkı gözetilerek mi yönetiliyor?
Çünkü Antalya’da mesele artık sadece binalar değil. Mesele, o binaların etrafında dönen karar düzeni. Ve o düzen şeffaf değilse, sorun bir konaktan çok daha büyüktür. Sorun, doğrudan sistemin kendisidir.
Yorumlar
Kalan Karakter: